Agâh Özgüç de bir oh çekebilir. Çünkü Türk sinemasının cinselliğe yaklaşımını
anlatan ve yıllara yayılan çalışması nihayet istediği adla yayımlandı: Türk
Sinemasında Cinselliğin Tarihi. Özgüç'ün benzer çalışmaları daha önce Yerli
Sinemada Seks ve Türk Sinemasında Seks adlarıyla yayımlanmıştı, ilgilileri
bilir. Ama yeni kitabının önsözünden öğrendiğimiz kadarıyla aslında o eski
kitaplardaki seks lafı yayıncı kurnazlığının bir sonucuymuş. Aman ilgi çeksin de
çok satsın diye yapılan bir kurnazlık. Aslında yayıncıların bu kurnazlığı, konu
cinsellik olunca aklımızın bir başka türlü çalışmasının bir göstergesi.
Sinemamız da genel olarak bu kunazlıktan beslenmiş. İşin acı kısmı benzer
kurnazlıkları gösteren kimi film yapımcıları, yönetmenlerine hâlâ rastlıyor
olmamız. Yoksa filmler ilgi çeksin de seyirci gelsin diye yapılan bu tür ucuz
numaralara 2006 Türkiyesi'nde karşılaşmamız başka türlü nasıl açıklanabilir.
Malum, cinsellik hâlâ tabu konulardan biri bu memlekette. Bunun için her kim bu
konuya şöyle veya böyle dokunacak olursa en hafifiyle yaramazlık yapmış çocuk
muamelesi görüyor. Ama 'yaramaz çocuklar' da rahat durmuyor, kimi zaman
kitaplarda, kimi zaman mizah dergilerinde, kimi zaman da beyazperdede cinsellik
karşımıza çıkıveriyor.
Özgüç de, cinselliğin sinemamıza yansımalarını anlatıyor 451 sayfalık kitabında.
Öncelikle hemen belirtelim, kitap sinemamızın cinselliği nasıl işlediği
konusunda derinlemesine bir açılım getirme niyetinde değil. Özgüç, filmlerden ve
karakterlerden ya da tiplemelerden yola çıkılarak bir döküm yapıyor. Ama bu
döküm sırasında cumhuriyetin ilanından günümüze kadar olan süreçte cinselliğe
bakışımız, geçirilen değişimler de işleniyor. Bunu yaparken Özgüç, okuyucunun
daha kolay konuya vakıf olması için Türk sinemasında travestiler, lezbiyen
ilişkiler, sosyal içerikli erotik filmler, olgunluk çağını yaşayan kadınların
erotizmi, cinsel fanteziler gibi çeşitli konu başlıkları üzerinden yürüyor. Ama
her bölümde ya gazete haberlerinden ya da çeşitli araştırmalardan referans
yaparak ele alınan konunun gerçek hayattaki karşılığını da anlatmayı ihmal
etmiyor.
Cinsel bir obje olarak kadın
Cinselliğin işlenmesi konusunda erkek tarafında bir sorun yok gibi, beyazperde
hep erkeğin yanında yer almış, onlar büyük bir gösteriş yaparcasına, tıpkı
gerçek yaşamda olduğu gibi cinselliklerini beyazperdede yaşıyorlar. Fakat söz
konusu kadın olunca aynı şeyi söylemek pek mümkün görünmüyor.
Sinemamız uzun yıllar kadından, istisnaları var tabii, cinsel bir obje olarak
faydalanmış açıkçası vücutlarını sömürmüş. Oturup eski filmleri izleyin, kadın
çıplaklığından faydalanan yapımcı veya yönetmenlerin yaklaşımıyla, Özgüç'ün
kurnaz yayıncılarının anlayışının çok benzer olduklarını göreceksiniz. Kadını,
cinselliğinden ayırt etmeden anlatmaya sinemacılarımız ancak 80'lerden sonra
vakıf olabilmişler. Bu gecikmiş anlayış değişikliğinin sebebi kadının 80 sonrası
toplamsal hayatta daha fazla var olmasıyla ilgili pekâlâ. Ama öncesinde de
kadının bu kadar yok sayılması, çünkü varlar, sinemacılarımızın konuyu
ıskaladığının bir göstergesi aslında.
Sinemamızda komedi unsuru olarak kullanılan, karikatürize edilmiş tiplemeler
şeklinde, eşcinsel karakterler ya da ilişkilerin gerçek anlamda işlenmesi de
80'lerin sonlarına denk düşüyor. Böylece kadının cinselliği gibi eşcinsellerin
de cinselliği belliki muhafazakâr ahlak anlayışının çelişkili girdabında boğulup
gitmiş oluyor yıllarca.
Son olarak cinsellikten bağımsız olarak işlenen kitaptaki iki bölüm, 'Türk
Sinemasındaki Kadın Kişilikler' ve 'Başlangıçtan Günümüze Kadın Oyuncular
Krolonojisi' özellikle sinemamızın 'dişil' yüzünü derli toplu ortaya koyması
açısında özel bir vurguyu bizce hak ediyor.
Özgüç, sinemamızda cinselliği 80'lere kadar genel olarak çıplaklık olarak gören,
kadın vücutlarını pervasız ve estetikten yoksun göstererek sömürme eğiliminde
olan, meseleyi derinlemesine ele alma konusunda basiretsiz davranan bir
anlayışın ortaya çıkış serüvenini ve son 25 yılda cinsellikle ilgili atılan
ciddi adımları anlatıyor bizlere. Bu gerçekle yüzleşelim diye.
Türk sinemasında 10 Erotik Film
Kitabın sonunda Özgüç, 90'ların başında yapılan bir seçkiye de, krolonojik
sıraya uygun olarak, yer veriyor. Ama geçen yıllar içerisinde de listeye girmeye
aday filmlerin olduğunu da kabul ediyor.